Kurban Bayramı ve Çocuk Psikolojisi

Kurban Bayramı, çocuklar için ölüm kavramının en çok tekrarlandığı zaman olmasına karşın çocukların bu dönemde yaşadıkları pek önemsenmeyebiliyor.

Araştırmalar, çocukların ölümü yetişkinlere benzer bir şekilde kavrayabilmesinin mümkün olmadığına işaret ediyor. Bu konudaki deneyimlerin çocuklar için zor baş edilen deneyimler olduğu vurgulanıyor.

Çocukların küçük yaşta, ölüme, can çekişmeye ve kana şahit olmaları, önemli düzeyde tedirgin ve rahatsız olmalarına yol açabiliyor. Yapılan çalışmalarda yıllardır birçok çocuğun kurban olarak eve getirilen hayvan ile duygusal bir bağ kurduğu gözlemleniyor. Hayvanın kurban olarak kesileceği çocuğa söylenmiyor ya da çarpıtılarak aktarılabiliyor. Bu da birçok çocuğun etten uzaklaşması ve hatta hiç et yememesine sebep olabiliyor. Kurbanın eve getirilmediği, kurbanlık hayvan alınmayan evlerde ise televizyon aracılığı ile bu durumdan rahatsız olabiliyorlar.

Araştırmacılar, çocukların kurban bayramında psikolojik olarak olumsuz etkilenmemesi için şu önerilerde bulunuyor:

  • Kurban edilen hayvanların ölüm nedenleri ile ilgili açıklama yapılırken yanlış, yetersiz ve bazen endişe yaratabilecek bilgiler verilmemesi.
  • Özellikle okul öncesi (6 yaş öncesi) çocukların kurban kesimini görmemesi. (10 yaş öncesinde ölüme ilişkin kavrayışları yetersiz olabiliyor.
  • Dini görev olarak kurban kesilmesi kavramı özellikle 11 yaştan sonra daha iyi anlaşılabiliyor.)
  • Çocuklar hangi yaşta olursa olsunlar, kurban kesimini izlemeye zorlanmaması.
  • Çocukların yanında kurban kesiminin konuşulması ve ayrıntılı olarak anlatılmasından kaçınılması.
  • Kurbanlık hayvanın evde beslenmemesi ya da kesileceği çocuğa dürüstçe anlatılması. Bu aşamada çocuğun yaşına göre açıklama yapılması ve kullanılan kelimelerin özenle seçilmesi.
  • İstemiyorlarsa kurban eti yemeye zorlanmaması.
  • Anne ve babaların çocuklarını kurban kesimine ilişkin televizyon görüntülerinden uzak tutması.
  • Çocukların davranışlarında önemli değişiklikler (uyuyamama, yemek yememe gibi) gözlenirse bir uzmana danışılması.

 

Kaynaklar:

arşiv.indigodergisi.com (http://arsiv.indigodergisi.com/arsiv/kurban_ve_cocuk_04.htm)

 

Kemik Sağlığı

Eklemler kemiklerimizi birbirine bağlayan ve hareket etmemizi sağlayan oynak yapılardır. Hayatımızı devam ettirebilmek, her yaşta özgürce hareket edebilmek için kemik ve eklem sağlığı her birey için önemlidir. İskelet sistemindeki her kemik eklemlerle birbirine bağlanarak vücudumuza hareket olanağı sağlar. Kemik sağlığı, kemik kitlesinin yeterli düzeyde olmasıyla doğru orantılıdır. Kemik kitlesinin azalması durumu; kemiklerin bozulması sonucu kırılmanın artması ve sistemli bir şekilde iskelet bozukluğuna sebep olması şeklinde yorumlanabilir. Kemiklerimiz, kaslarımızı yapıları itibarıyla destekleyen, organlarımızı Okumaya devam et “Kemik Sağlığı”

K Vitamini Hangi Besinlerde Bulunur?

Diğer adı Naftakinon olan K Vitamini yağda eriyen bir vitamin. Kanın pıhtılaşmasında önemli bir rol oynuyor. İnsan bağırsağındaki yararlı bakteriler tarafından da üretiliyor. Yalnızca küçük bir bölümü karaciğerde depolanıyor. K vitamini kemik sağlığı için de önemli rol oynuyor. Uzmanlar menopozla istenmeyen kemik kaybı yaşamaya başlayan kadınlar için K vitamini öneriyor. Yetersizliği durumunda kanın pıhtılaşma özelliği azalıyor ve bundan dolayı diş etlerinde, sindirim sisteminde, idrar yollarında, akciğerlerde ve deride kanamalar olabiliyor.

K vitamini bitkisel ve hayvansal gıdalarda bulunuyor. Özellikle taze yeşil sebzeler (ıspanak, kabak, lahana, karnabahar, marul, yeşil domates, yeşil biber) K1 vitamin kaynağı olarak görülüyor. Bazı otlar ve baharatlar da K vitamini içeriyor. Örneğin; maydanoz, fesleğen, kişniş, adaçayı, kekik, siyah baharatlar.

Sebze ailesi dışında kivi, yaban mersini, kuru erik, üzüm K vitamini açısından zengin meyve kaynağı olarak görülüyor. Hayvansal gıdalar olarak, et, tavuk, yumurta, peynir, süt K vitamini açısından zengin.

Karides, sardalya, ton balığı, somon gibi deniz ürünlerinin de K vitamini içerdiği belirtiliyor.

 

Kaynaklar:

www.whfoods.com (http://www.whfoods.com/genpage.php?tname=nutrient&dbid=112)

 

Güne Yorgun Uyanıyorum

Kronik yorgunluk çağın hastalığı olarak yorumlanan, teknolojiye, yoğun çalışma saatlerine ve strese bağlı olarak ortaya çıkan bir durum olarak değerlendirilebilir. Konsantrasyon bozulması, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, kalitesiz uyku gibi sorunları beraberinde getirir. Uzmanların bir kısmının psikolojik bir hastalık olarak nitelediği kronik yorgunluk, farklı araştırmalara göre ise biyolojik sebeplere dayandırılır.

Kronik yorgunluk sendromunun Okumaya devam et “Güne Yorgun Uyanıyorum”

Ergenlikte Aile Tutumunun Önemi

Ergenlik, her bireyin hayatında oldukça önemli yer tutan bir dönem. Bu dönemde kişiler, biyolojik gelişiminin yanı sıra, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan gelişip olgunlaşıyor. Bu derece önemli değişikliklerin olduğu, çocukluktan yetişkinliğe adım atıldığı ergenlikte aile desteği önem kazanıyor.

Bu dönemde, ebeveynlerin bu konuyla ilgili fazla donanımlı olamamaları veya nasıl davranacakları konusunda tereddüt yaşamalarından doğan problemler ortaya çıkabiliyor. Uzmanların ebeveyn desteği ile ilgili önerileri;

  • Anne ve babaların ergenlik dönemi özellikleri konusunda (bedensel , duygu ve düşünce) bilgilenmeleri.
  • Arkadaşlarına müdahale etmek ve arkadaşlarının tanımadan eleştirmek ergenlerde önemli aile çatışması sebeplerinden. Bu nedenle doğru iletişim önem kazanıyor.
  • Başkasıyla kıyaslamak yerine sorun olan durumun konuşulması daha sağlıklı bulunuyor.
  • Ergenlik döneminde öfke kontrolü gelişmediğinden gerginken tartışmaya girilmemesi öneriliyor.
  • Konuşmadan önce düşünmek, söz kesmeden dinlemeyi öğretebilmek için bu konuda hassas davranabilmek. Yargılayıcı ses tonundan kaçınmak, sakin olmak öneriliyor.
  • Aşırı kontrol ve baskıcı- yasaklayıcı tavır, bağımlı ve kendine güveni olmayan bir kişilik oluşmasına sebep olabiliyor. Tam tersi aşırı hoşgörü ortamı da karakteri olumsuz etkileyebiliyor. Bu anlamda dengeyi bulmak aileye düşen görevlerden olarak görülüyor.
  • Ergenlik döneminde internet kullanımı ile ilgili ortak bir kararda uzlaşabilmek.
  • Aile ilgili konularda sorumluluk kazanması için söz hakkı tanımak.
  • Eşler arasındaki problemlerde zor durumda bırakmamak.
  • Ani çıkışlarını hoşgörüyle karşılamak.

Sadece ergenlik dönemi için değil tüm dönemlerde, iletişimin doğru ve kaliteli olması, anne-baba-çocuk ilişkisinin güçlü ve sağlam olmasıyla sonuçlanıyor.

 

Kaynaklar:

http://www.babble.com (http://www.babble.com/dad/7-ways-for-parents-to-connect-with-their-teenagers/)

Kafeini tanıyor musunuz?

Günlük hayatımızda sıkça tüketilen ve ciddi bir uyarıcı olan kafeinin sağlığımız üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerinin olduğu son zamanların en çok araştırılan ve tartışılan konuları arasında. Bildiğimizin aksine aslında pek çok bitki ve meyvede de doğal olarak bulunan kafein, bu bitki ve meyvelerin yapraklarında bulunuyor. Bu genellemenin dışında, en çok bilinen kafein kaynakları; çay yaprakları, kahve, kakao tohumları ve kola tohumlarıdır. Okumaya devam et “Kafeini tanıyor musunuz?”

Kemik ve Eklem Ağrıları İçin Krill Yağı

Krill genellikle soğuk okyanus sularında yaşayan, plankton ve alglerle beslenen kabuklu bir canlı. Denizin 100-200 metre derinliğinde yaşıyor.

Krill yağı balık yağına benzer bir yağ çeşidi olarak tanımlanıyor. Omega 3 ve antioksidan açısından zenginliği ile dikkat çekiyor. İçeriğindeki antioksidanlar vücut hücrelerine zarar veren ve hastalıklara neden olan zararlı maddelerin vücuttan atılmasına önemli katkılar sağlıyor. Beyin ve sinir sistemindeki serbest radikalleri koruyor.

Yapılan çalışmalar Krill yağında bulunan fosfolipitlerin kemik ve eklem hastalıkları sonucu oluşan rahatsızlıkları azaltan etkisine işaret ediyor;

Romatoid Artrit: Bağışıklık sisteminin eklemlere saldırmasına yol açan kronik enflamatuvar bir otoimmün bozukluk olarak tanımlanıyor. Ağrı ve eklem aşınmasına neden olduğundan hareket kaybına ve ağrıya neden oluyor. Krill yağında bulunan fosfolipitler Romatoid Artrit için alternatif bir gıda takviyesi olarak öneriliyor.

Osteoartrit (Kireçlenme): Dünya çapında en yaygın görülen eklem rahatsızlığı olarak ifade ediliyor. Daha çok ileriki yaşlarda ortaya çıkıyor. Kıkırdak yapısındaki incelme ve kemik yapısındaki bozulma genellikle eklem yerlerinde şişkinlik, ağrıya neden oluyor. Krill yağı, içeriğindeki Omega 3 ile destekleyici bir besin takviyesi olarak öneriliyor.

Krill yağının başlıca faydaları;

  • Vücudun dayanıklılık ve gücünü arttırmaya destek.
  • Anti-aging etki yaparak yaşlanmayı geciktirmeye yardımcı.
  • Günlük hayattaki stresi azaltmaya destek.
  • Nörolojik-dejeneratif rahatsızlıkların (AMD, Alzheimer, Parkinson) tedavisinde destekleyici olarak kullanılabilir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı.
  • Kanser hücrelerinin oluşumunu engellemeye destek.
  • Damar sertliğine olumlu etki.

 

Kaynaklar:

www.umassmed.edu (http://www.umassmed.edu/healthyheart/questions/answers/krilloil/)

Tırnak Sararmasına Karşı 10 Bakım Önerisi

Tırnak sağlığı genel vücut sağlığının göstergesi olarak düşünülüyor. Tırnaklar zaman içinde doğal yapısını kaybedebiliyor. Cilt hücreleri gibi kendini onaramadığından destek tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sararan tırnak zamanla kırılmaya başlıyor. Tırnak sararmasının birçok farklı nedeni olabilir;

  • Havasızlık: Sürülen ojeler, eldiven kullanımı tırnak yüzeyine hava aldırmıyor.
  • Yaş ilerlemesi
  • Vitamin eksikliği
  • Şeker hastalığı, sürekli ilaç kullanımı
  • Tırnak mantarı

Bakım önerileri;

  1. Beyazlatıcı çözümler: Limon suyu, karbonat, diş macunu gibi doğal seçeneklerle tırnaklara nazik bir uygulama öneriliyor.
  1. Anti-fungal (mantar) tedavisi: Mantar, tırnak sararmasında en yaygın görülen nedenlerden biri. Uzman doktor muayenesi ve ilaç tedavisi öneriliyor.
  1. Çinko: ‘Sarı tırnak sendromu’ olarak bilinen nadir görülen bir hastalık bulunuyor. Yapılan çalışmalarda çinko takviyesinin olumlu sonuçları olduğu gözlemlenmiş.
  1. E Vitamini: Araştırmalara göre, E vitamini hem tırnak sararmasına hem de genel tırnak sağlığını olumlu etkiliyor. Tırnakları güçlendiriyor.
  1. Diğer vitamin ve mineraller: Kalsiyum, protein, demir ve B vitaminlerinin tırnak sağlığı için önemli olduğu vurgulanıyor.
  1. Doğru oje ve cila seçimi: Ojeler tırnak yüzeyine hava aldırmıyor. Uzun süre bekletildiğinde sararmalara sebep olabiliyor. Kaliteli oje seçimi ve ilk kata besleyici cila uygulanması öneriliyor.
  1. İlaç yan etkilerine dikkat: Örneğin akne tedavisinde kullanılan ilaçların bazı hastalarda tırnak sararmasına neden olduğu görülmüş.
  1. Esansiyel yağlar denemek: Doğal bitkisel yağların tırnaklara masaj yaparak uygulanması öneriliyor. Örneğin çay ağacı yağı tırnak enfeksiyonları tedavisinde faydalı olabileceği düşünülen uçucu bir bitki yağı. Vazelin veya zeytinyağının tırnak çatlaklarını önleyip tırnak etini besleyebildiği düşünülüyor.

  9. Tırnak bakımı ve hijyeni: Manikür pedikür aletlerinin hijyenine önem verilmesine dikkat çekiliyor. Mantar oluşumunu önlemek için el   ve ayakların iyice kurulanması öneriliyor. Tırnak yemenin zararları vurgulanıyor.

 10. Önleme: Sedef hastalığı ve sarı tırnak sendromu gibi hastalıklar dışında tırnak sağlığı kontrol altında tutulabiliyor. Mantar enfeksiyonlarından korunmak için çorap ve ayakkabı hijyenine dikkat edilmesi öneriliyor. Havuz ve duş kenarlarında terlik giyilmesine dikkat çekiliyor.

Tırnak sağlığı, genel sağlığın aynası olarak düşünüldüğünden değişimlerin gözlemlenip dikkate alınması öneriliyor.

Kaynaklar:

http://health.howstuffworks.com ( http://health.howstuffworks.com/skin-care/nail-care/health/5-treatments-for-yellow-nails.htm )

Sağlık ve Güzellik Kaynağı Yabani İğde

Türk halkının Dr. Öz sayesinde tanımaya başladığı Omega 7 ve kaynağı yabani iğde’nin yararları hakkında, geçtiğimiz günlerde Bugün gazetesinde yer alan haberi paylaşmak istiyoruz.

Prof. Ye­şi­la­da “Ya­ba­ni iğ­de ya­ğı­nın, cilt üze­rin­de­ki bu iyi­leş­ti­ri­ci gü­cü, içe­ri­ğin­de­ki Ome­ga 7 ve E vi­ta­mi­ni ile be­ta­ka­ro­ten, an­ti­ok­si­dan­lar ve ka­ro­te­no­id gi­bi güç­lü bi­le­şen­ler­den ile­ri ge­li­yo­r” de­di.

40 mil­yon yı­la ula­şan bir geç­miş­ten, eko­lo­jik adap­tas­yon ye­te­ne­ği ile gü­nü­mü­ze ka­dar ulaş­ma­yı ba­şa­ran ya­ba­ni iğ­de, Uzak­do­ğu­’da de­ri has­ta­lık­la­rı, gü­neş ya­nık­la­rı, ya­ra ve il­ti­hap­lar, ök­sü­rük, mi­de ve mu­ko­za za­rı prob­lem­le­ri gi­bi bir­çok alan­da yay­gın ola­rak kul­la­nı­lı­yor. Ye­di­te­pe Ec­za­cı­lık Fa­kül­te­si Far­ma­kog­no­zi ve Fi­to­te­ra­pi Ana Bi­lim Da­lı Baş­ka­nı Prof. Dr Er­dem Ye­şi­la­da, ya­ba­ni iğ­de ya­ğı­nın eg­za­ma, ya­nık, der­ma­tit, ya­ra ve il­ti­hap­la­rın te­da­vi­sin­de yüz­yıl­lar­dır kul­la­nıl­dı­ğı­nı be­lirt­ti.

CİLDİ GÜZELLEŞTİRİYOR

Ome­ga 7’nin hüc­re za­rı­nın fi­zik­sel ve duy­gu­sal stres­ten ko­run­ma­sın­da önem­li bir rol oy­na­dı­ğı dü­şü­nü­lü­yor. Prof. Dr. Er­dem Ye­şi­la­da “O­me­ga 7, saç ve cilt­te gö­rü­len ku­ru­luk, ya­şa ve çev­re­sel fak­tör­le­re bağ­lı de­ri es­nek­lik kay­bı ve kı­rı­şık­lık­lar­la mü­ca­de­le ede­rek cilt­te göz­le gö­rü­lür bir iyi­leş­me sağ­lı­yo­r” şek­lin­de ko­nuş­tu.

DAMAR DOSTU

Ome­ga 7, cil­din su tut­ma ka­pa­si­te­si­ni ar­tı­ra­rak, göz ku­ru­lu­ğu ve­ya va­ji­nal ku­ru­luk gi­bi sı­kın­tı­la­ra da çö­züm su­nu­yor. Tır­nak­la­rı ve saç­la­rı güç­len­di­ri­yor. Cil­din kolajen üre­ti­mi­ne, es­nek­li­ği­nin ar­tı­rıl­ma­sı­na ve ha­sar­lan­mış cil­din iyi­leş­me­si­ne yar­dım­cı olan Ome­ga 7’den, bu özel­lik­le­rin­den do­la­yı koz­me­tik ve cilt ba­kım ürün­le­rin­de de ya­rar­la­nı­lı­yor. Ome­ga 7, vü­cu­dun yağ bi­rik­tir­me­si­ni en­gel­le­mek­te de, Ja­pon­ya­’da­ki bi­lim­sel araş­tır­ma­lar­la ka­nıt­lan­mış bir et­ki­ye sa­hip bu­lu­nu­yor. Araş­tır­ma­lar ome­ga 7’nin, yağ erit­me­nin ya­nı sı­ra, ye­ni­den yağ­lan­ma­ma ko­nu­sun­da da ba­şa­rı sağ­la­dı­ğı­nı or­ta­ya ko­yu­yor. Me­ta­bo­liz­ma­yı hız­lan­dı­ra­rak, vü­cu­dun in­sü­lin has­sa­si­ye­ti­ni ar­tı­rı­yor. Böy­le­ce vü­cut gli­ko­zu yağ ola­rak de­po­la­mak ye­ri­ne, ener­ji­ye dö­nüş­tü­rü­yor ve ki­lo kon­tro­lü ko­lay­la­şı­yor. Ome­ga 7, kalp da­mar sağ­lı­ğı açı­sın­dan da önem­li. Pal­mi­to­le­ik asit, da­mar­lar­da ge­zi­nen kö­tü ko­les­terol mik­ta­rı­nın dü­şü­rül­me­sin­de ve da­mar çe­per­le­ri­nin es­nek­li­ği­nin sağ­lam kal­ma­sın­da et­ki­li olu­yor.

SERDA KIVILCIM – BUGÜN GAZETESİ

Bebeğiniz Hangi Pozisyonda Uyumalı?

Nörofizyolojik bir durum olan uyku, her yaşta bireyin ihtiyaç duyduğu günlük yaşam aktivitelerinin en başında yer alır. Bir bebeğin yaşamındaysa büyüme ve gelişimi doğrudan etkilediğinden, beslenme ve uykunun önemli büyüktür. Nasıl ki bebeğiniz için en sağlıklı besinleri tercih ediyorsanız, nasıl, kaç saat ve hangi pozisyonda uyuduğu da bir o kadar özenli bir süreç olmalı. Bu durumda özellikle yenidoğan bebeklerin, merkezi sinir sistemi başta olmak üzere vücudun diğer fonksiyonel işlemleri yerine getirebilmesi için uygun pozisyonlarda yatırılması önerilir. Okumaya devam et “Bebeğiniz Hangi Pozisyonda Uyumalı?”