AIDS (HIV Virüsü) Nedir? Korunma Yolları Nellerdir?

Aids ‘Acquired Immunodeficiency Syndrome-Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu’ anlamına geliyor. Bağışıklık sistemini tahrip ederek, hastalığa sebep olan organizmalarla savaşı engelliyor. AIDS, HIV enfeksiyonunun son aşaması oluyor ve bu süreçte ölümcül enfeksiyonlara ve kansere sıklıkla rastlanıyor.

HIV, kan ve kan ürünleri, sperm veya diğer cinsel sıvılar üzerinden insandan insana bulaşıyor. Ayrıca, plasenta ya da süt yoluyla anneden bebeğine bulaşabiliyor. Tükürük, gözyaşı, öksürük, hapşırık veya el sıkışmak gibi olağan temaslarla bulaşma riski taşımıyor. Virüs, vücut dışında havada ve suda uzun süre yaşayamıyor. Bu nedenle bulaşması için vücut sıvılarının doğrudan teması gerekiyor. Cinsel hastalıkların (Frengi, Bel Soğukluğu, klamidya gibi) cinsel bölgelerde yol açtığı yaralar ve doku bozulmaları HIV bulaşma riskini arttırıyor.

HIV için herhangi bir tedavi bulunmuyor.

AIDS’den korunma yolları;

  • Güvenli cinsel yaşam kurallarına uyulmasına dikkat etmek. Prezervatif kullanımını yaygınlaştırmak.
  • Gereksiz kan nakillerinden kaçınarak, kan ve kan ürünleri ihtiyacını yurt içi ve güvenilir-denetlenmiş kaynaklardan temin etmeye çalışmak.
  • Test edilmemiş kan nakline izin verilmemesi.
  • Özellikle hastalık riski çok yüksek olan ülkelerde (Amerika, Avrupa, Afrika) uzun süre kalmış olanların Aids taraması yaptırmaya dikkat etmesi gerekiyor.
  • Enjektör, iğne ve diğer malzemelerin tek kullanımlık olmasını zorunlu hale getirip sterilizasyona önem vermek.
  • Uyuşturucu maddelerle ilgili tıbbi eğitim verilerek takibine özen göstermek.
  • Aids nedenlerini ve bilgilendirmesini yaygınlaştırmak.

 

Kaynaklar:

www.mayoclinic.org (http://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/hiv-aids/basics/definition/con-20013732)

 

Grönland Eskimoları’nın Sağlık Sırrı

Omega 3 yağ asitleri bütün hücrelerin temel yapı taşı olarak beden tarafından kullanılan temel bir yağ asididir. DHA ve EPA olarak ikiye ayrılır. Omega-3 yağ asitleri özellikle DHA ve EPA doğanın bir hediyesidir. Anne karnında ihtiyaç duymaya başladığımız ve ihtiyacının yaşlılıkta da devam ettiği Omega 3’ün faydaları Grönland Eskimoları’nın Sağlık Sırrı yazısına devam et

Diyet Hataları – Kilo Verememenin 6 Nedeni

Diyeti hatalı uygulamak kilo verememeye sebep olabiliyor. Sık yapılan diyet hataları;

1. Öğün atlamak: Sağlıklı bir diyet programında ortalama 5-6 öğün öneriliyor. Sık sık beslenme, şekeri düzenleyerek metabolizmayı çalıştırıyor. Açlığı kontrol etmeye destek sağlıyor. Atlanılan öğünlerin tüm bu dengeleri bozabildiği vurgulanıyor. Ayrıca diyet programındaki besinleri eksik tüketmek, yetersiz bir beslenme planı olarak görülüyor.

2. Yeterli miktarda su içmemek: Bol su içmek metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı oluyor. Uzmanlar yemekten önce içilen bir bardak suyun porsiyonu azaltamada etkili olduğunu belirtiyor. Su içmenin kalori yakmada önemli bir etken olduğu vurgulanıyor. Kalori hesaplanırken içilen içeceklerin hesaba katılmaması da yanılgı olabiliyor. Meyve suyu ve gazlı içecekler ve bazı kahvelerdeki kaloriler çok hızlı kilo alımına yol açabiliyor.

3. Diyet ve light yiyeceklere yüklenmek: Az kalorili olduğu için fazla tüketilen light yiyecek ve içecek tüketiminde aşırıya kaçılmaması öneriliyor. Uzmanlar, genelde ekstra sodyum, şeker ve kimyasal içeren bu besinleri fazla tüketilmesini önermiyor. Bu besinlerin daha az besleyici, doyurucu olmayan özelliği bulunabiliyor. Uzmanlar bu anlamda doğal beslenmeyi öneriyor. Ürünün üzerinde düşük kalorili, az yağlı veya light yazıyor olması kalori içermediği anlamına gelmiyor. Ürün enerjisi düşürülmüş bir besin olarak tanımlanıyor.

4. Yeterince uyumamak: Uzmanlar yeterli uykunun iştah kontrolü için gerekli olduğu görüşünde. Aynı zamanda enerjiyi arttırdığı için spor yapabilmeye de olanak sağlıyor.

5. Yanlış egzersiz: Uzmanlar tek tip egzersizin (sadece kardiyo gibi) yeterli olmadığına dikkat çekiyor. Kasların güçlendirilmesinin önemine dikkat çekiliyor. Bu şekilde kalori yakımı artışı sağlanıyor. Uzmanlar egzersizlerin, kastan kaybetmemek ve daha enerjik olmak için aç karnına yapılmamasını öneriyor.

6. Yeterli sebze ve meyve tüketmemek: Bol sebze ve meyve tüketmek hem dengeli beslenmeyi hem de bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. Uzmanlar porsiyonları abartmadan günde 5-6 öğün sebze-meyve tüketilmesini öneriyor.

 

Kaynaklar:

www.webmd.com (http://www.webmd.com/diet/features/diet-mistakes-6-reasons-youre-not-losing-weight)

 

Ayak Ülseri (Diyabetik Ayak) Nedir?

Ayak ülseri, diyabete bağlı olarak motor sinirlerinin etkilenmesi nedeni ile ortaya çıkabilen bir kronik yara çeşidi olarak ifade ediliyor. Uzun süreli kontrolsüz şeker hastalarında daha sık ortaya çıkabiliyor. Genellikle nöropati denilen, ayağın his ve motor sinirlerinin diyabetten etkilenmesi sonucu ortaya çıkıyor.

El ve ayaklardaki ter ve yağ bezlerinin sinirleri de diyabet tarafından etkilenerek cilt kuruluğuna sebep olabilir. Bu da mikropların o bölgelerde çoğalmasına sebep olarak yara açılmasına ortam sağlayabiliyor. Oluşumuna sebep olduğu düşünülen diğer faktör ise, damar tutulumları. Diyabet hastalarının bacak ve ayaklarında erken damar sertleşmesi ve bunun sonucu damar tıkanıklıkları olabiliyor. Bu durumda ayağın beslenmesi bozularak tedavisi zorlaşabiliyor. Belirti ve bulgular;

  • Ayağın baskıya maruz kalan kısımlarında, ayak tabanında ve topuklarda ortaya çıkıyor.
  • Değişik büyüklüklerde ve derinliklerde gelişiyor.
  • Üzerinde iltihabi bir doku bulunuyor.
  • Ağır enfeksiyonda o bölge şiş ve hararetli oluyor.
  • Diyabetik ayak damar tıkanıklığında ayak soğuk ve soluk oluyor. Ağrı, uyuşma ve karıncalanma şikayetleri de olabiliyor.

Tedavi önerileri;

  • Diyabet kontrolünün sağlanması
  • Eşlik eden risk faktörlerinin tedavisi
  • Yaşam tarzı değişikliği
  • Uygun antibiyotik tedavisi
  • Nöropati olan hastalarda ilaç tedavisi

 

Kaynaklar:

www.valleyhealthmag.com (http://www.valleyhealthmag.com/articles/diabeticulcers.html)

Saç ve Cilt Sağlığınız için Vitamin Sırları

Güzel görünmek, dış görünümüyle dikkatleri üzerine çekmek insanlık tarihinin her döneminde görülmüş en yaygın sosyal davranışların başında gelir.

Hangimiz herkes tarafından kabul gören güzel bir görünüm, sağlıklı, parlak bir cilt ve dahası gür saçlar istemeyiz ki.. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, bol su içmek ve alınması gereken besin takviyeleriyle dış görünüşünüzü olumlu yönde değiştirebilir, saç ve cilt sağlığınız için geleceğe güçlü bir yatırım yapabilirsiniz. Saç ve Cilt Sağlığınız için Vitamin Sırları yazısına devam et

Çocuk Sağlığı ve Anne Sütü

Beslenme her yaşta olan kişi için hayata tutunabilmenin en önemli gereklerinden biridir. Bebeklik büyümenin en hızlı olduğu ve bundan dolayı beslenmenin en önemli olduğu dönemdir. Büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu, bir yaşamın başlangıcı sayılabilecek bu dönemde vitamin ve mineral eksikliklerinden kaynaklanan büyüme geriliği tehlikesi çözümlenmediği takdirde 2 yaş sonrası dönem için geri dönüşü zor bir yol haline gelebilir. Bu nedenle süt çocukları ve küçük çocukların beslenmeleriyle ilgili anne adayları ve annelerin bilinçlendirilmesi gerekir. Çocuk Sağlığı ve Anne Sütü yazısına devam et

Doğanın Sarı Mucizesi: Yabani İğde

Bu yazı serimizin baş kahramanı, son yıllarda modern tıp dünyasının dikkatini oldukça fazla çeken yabani iğde

Yabani iğde (yalancı iğde olarak da bilinir) aslında Tibetliler, Moğollar ve sonrasında da Avrupalılar tarafından yüzyıllardır geleneksel ilaç olarak kullanılıyordu. Hem eski Tibet hem de Yunanca tıp kaynaklarında ve metinlerinde akciğerler, mide, dalak, kan dolaşımı üzerinde farmakolojik etkileri olduğu belirtilen, sarımsı-turuncu renge ve ekşi tada sahip bu meyvenin birçok derde deva olduğu Doğanın Sarı Mucizesi: Yabani İğde yazısına devam et

Yılbaşı Sonrası Beslenme Önerileri

Yılbaşı gecesi yenilen yiyecekler normal zamanlara göre daha yağlı, kalorili ve fazla miktarda olup alkol tüketimi arttığından ertesi günün daha hareketli geçirilmesi öneriliyor.

  • Uzmanlar gün içerisinde yapılacak 1 saatlik açık hava yürüyüşüne dikkat çekiyor.
  • Yılbaşı ertesi, güne ağır bir kahvaltı yerine bol alkali sıcak su, şekersiz meyve kompostoları veya hafif bir kahvaltı ile başlanılması öneriliyor.
  • Aralarda hafif, az yağlı ve kalorisi düşük meyve, süt, prebiyotik yoğurt, kefir ile ara öğün yapılması tavsiye ediliyor.
  • Lif oranını arttırmak için sebze ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmesi vurgulanıyor.
  • Özellikle sağlık sorunu olanlar ve kronik hastaların yılbaşı gecesi daha dikkatli beslenmesi öneriliyor.
  • Yılbaşı gecesi alınan alkolün dolaşımdan atılmasını hızlandırmak için gün içinde tüketilen suyun miktarının arttırılmasına dikkat çekiliyor.
  • Gün içinde kafein tüketiminin sınırlandırılması öneriliyor. Kafein kullanımı vücutta ödemi arttırabiliyor.
  • Gazlı içecekler, kafein ve çay yerine ödemi atmaya yardımcı bitkisel çayların (rezene, yeşil çay, kayısı gibi) tüketilmesine dikkat çekiliyor.
  • Karbonhidratın azaltılması öneriliyor.
  • Uzmanlar karaciğer ve sindirim sistemini dinlendirmek amacıyla tekrar alkol alınmamasını ve ağır tatlılardan uzak durulmasını tavsiye ediyor.

 

Kaynaklar:

www.prevention.com (http://www.prevention.com/food/healthy-eating-tips/eat-healthy-after-holidays)

 

Şifa Kaynağı Nar

Havaların soğumasıyla birlikte gribal hastalıklarda artış gözlemleniyor. Uzmanlar özellikle narın içeriğindeki yararlı birçok bioaktif bileşen sayesinde en güçlü antioksidanlar arasında yer aldığını vurguluyor. Lezzetli bir meyve olmasının yanında besin değerleri açısından da oldukça yararlı. Potasyum, demir, C vitamini açısından zengin olan nar, B1-B2 vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor mineralleri içeriyor.

Yararları;

  • Enerji vererek yorgunluğu gideriyor.
  • Kandaki şeker seviyesini dengelediğinden şeker hastalarına öneriliyor.
  • Artrit ve eklem ağrılarına olumlu etkileri olduğu düşünülüyor.
  • Kanser hücrelerinin gelişmesine engel olmada takviye sağlıyor.
  • Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etki sağladığı düşünülüyor.
  • Kandaki kolesterol oranını ve tansiyonu düşürmede etkili.
  • Cilt sağlığı için faydalı olduğu düşünülüyor.
  • Menopoz şikayetlerini azalttığı belirtiliyor.
  • Kalbi , mideyi ve diş etlerini güçlendirmede destek.
  • Uzmanlar, narın serbest radikaller tarafından emilerek yaşlanma sürecini yavaşlatabildiğini vurguluyor.
  • Araştırmalara göre böbrek hasarını önleyerek vücuttaki zararlı toksinlere karşı koruyor.
  • Karaciğeri koruyarak karaciğer hücrelerinin yenilenmesine yardımcı oluyor.
  • Alzheimer’ın ilerlemesini önleyerek yavaşlamasında etkili olduğu düşünülüyor.
  • İçeriğindeki doğal olan maddelerin kireçlenmeye karşı faydalı olduğu belirtiliyor.

Her ne kadar faydalı bir meyve olsa da, özellikle mide ve sindirim sistemi problemi olanların dikkatle tüketmesi öneriliyor.

 

Kaynaklar:

www.med-health.net (http://www.med-health.net/Benefits-Of-Pomegranate.html)